Batuhan Torun
Sanırım yeni ve “normal” Türkiye’de yeni bir gerçek peydah oldu, yasaklar. Öyle ki, Anayasa Mahkemesinin internet sitesi, İletişim Başkanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu hakkında aldığı kararlardan sonra “çöktü”. Kimse de çıkıp olan biten karşısında sesini yükseltemedi. Apar topar koskoca Anayasa Mahkemesi’nin kararı “aman çok fazla duyulmasın” denerek Twitter’dan silindi. Biz de dedik ki “Instagram’ı bile yasakladılar, yaparlar valla”. Hakikaten de yaptılar valla, yasağı ve sansürü normalleştirdiler. İlk bir şok dalgası, hayıflanmalar, sövgüler; sonra ücretsiz VPN programlarının araştırılması ve bitti! Alın size yeni normal; yerli, milli, normal ve biraz da yasak yeni Türkiye!
Oysa 31 Mart gecesi sandıktan çıkan sonuçlarla halk, iktidara ciddi bir ihtar vermişti -ya da biz öyle sanmıştık-. Ana muhalefet partisi, birinci parti konumuna yükselmiş; azınlık hükümeti durumunda olan Adalet ve Kalkınma Partisi ikinci parti olmuştu.
Biraz daha geriye gidelim, 2019’un 31 Mart’ında “Değişim yerelden başlar” demiş ve alevlenmiştik. Nihayet 2024’ün 31 Mart’ında bu slogan yeni bir boyut kazanmıştı. Değişiyordu iktidar, değişmek zorundaydı gibi geliyordu. Peki 31 Mart’lardan bugüne gelirsek, muhalefet seçmenden aldığı bu meşruiyet alanını nasıl kullandı? Giderek derinleşen gelir eşitsizliğine ve alım gücündeki düşüşe ne ölçüde ses çıkarabildi? İktidarın keyfi tavırlarını kısıtlayabildi mi? Ve belki de en önemlisi; normalleşemeyen ve normalleşmeyi reddeden muhalif seçmene daha iyi bir “normal” sunabildi mi?
Sorular bir başladı mı uzayıp gider. Ancak anlaşılan, yeni normalde bu soruların yeri pek yok. Çarpık zihinlerin, muğlak söylemlerin ve öfkeli yığınların gölgesinde; yeni bir normale yelken açtık sanıyorum. Bu yeni normalde birileri, gerekçe gösteremeden nevrotik çıkışlarla bir şeyleri yasaklayabiliyor. Ve yine bu yeni normalde ülkenin birinci partisi olan ana muhalefet partisi, iktidarın bu keyfiliğine karşı hiçbir alternatif üretemiyor.
İşin ilginci bu kadar saçmalamayı başarabilen bir iktidara karşı muhalefet, geçmişteki acı tecrübeleri umursamadan birbiriyle didişiyor. Daha da ilginci muhalefet, bir yandan bu sapıtmışlar iktidarıyla “normalleşmek” için ılımlı söylemlerde bulunurken öte yandan da seçmenine iktidarla yeterli ölçüde mücadele etmediği için kızıyor. Son bir soru o halde bu “normalleşeyazıveren” düzende var olan bütün siyasilere; sizin bu halktan beklentiniz tam olarak nedir? Bugüne kadar bu halka hayal kırıklığı ve sefaletten başka ne sunabildiniz de bugün sorgusuzca arkanızda durmalarını bekliyorsunuz? Bu halkın tekrardan size güvenebilmesi için ne yaptınız, ne yapacaksınız veya ne yapmayı planlıyorsunuz?
Acı bir itiraf, çürüme tek bir kurumda veya harekette veya partide veya organizasyonda veya kişide değil. İktidar çürürken rakibini de çürütmeyi başardı. Çünkü sistemi çürüttü, çünkü insanları çürüttü, çünkü toplunu çürüttü. Tepeden tırnağa herkesi ve her şeyi çürüttü. Ülke olarak hepimiz çarpıklaştık, absürtleştik ve garipleştik. Ancak bütün bu süreci bir şekilde “normalleştirdik” ve nasıl daha da “normalleştirebileceğimizin” reçetesini arıyoruz.
Masallarıma ara verip fikrimin özüne geliyorum; normal olmayanla normalleşilmez. Eğer normal olmayanlarla normalleşirsek, normal olmayan durumları da normalleştiririz. Normalleşmek için normal almak gerekiyor. Ve açıkçası, bu garip ve hasta iktidar ancak değiştirilerek normalleştirilebilir. Aksi takdirde normal kavramı, anormalleşecek.
Paypal, Uber, Wattpad, Instagram, Roblox ve muhtemel gelecekte daha niceleri. Her seferinde aynı hikayeler, argümanlar ve söylemler. Her seferinde aynı öfke, aynı kin ve aynı absürtlük. Ne seçim kazanınca bu yasaklar anormalleşti ne de diyalog kurulunca. Güç kaybeden çoğu siyasi parti kendisini merkeze yakınlaştırarak kayıplarını toparlamaya çalışır. Ya da daha da radikalleşir ve agresifleşir. Anlaşılan o ki Adalet ve Kalkınma Partisi ikisini de aynı anda yapmaya çalışıyor. Daha agresif, daha radikal yeni bir normal ve yeni bir merkez yaratarak silkelenmeye çalışıyor.
Çok değerli muhalifler, lütfen normalleşme maskesini giyerek anormalleşmeyelim. Bu iktidarın yaşattıklarını ve yaşatacaklarını içselleştirmeyelim. Bu iktidarın yeni bir normal inşa etmesine izin vermeyelim. Umutsuzca savrulmayalım, dehlizlere çekilmeyelim. Bir seçimle hiçbir şeyin değişemeyeceğinin farkındalığını kazanalım ancak yarın her şeyin değişebileceğine inanmaya devam edelim. Yeni normalin ürkütücü gölgesinde, normalleşemeyengiller olarak birbirimize tutunalım, bağlanalım ve safları sıklaştıralım.
Çok değerli muhalefet ve muhalefeti oluşturan kurumlarda bulunanlar; hesaplaşmalarınızı ve kariyer hedeflerinizi ülkenin menfaatlerinin önüne koymayın. Eğer hesaplaşacak ve kavga edecekseniz bunu samimiyetle, ilkelerinizle yapın. Asıl rakibin kim olduğunu unutmadan yapın. Doğmamış iktidarın rantıyla kavgaya tutuşmayın. Maddi ve manevi çöküntü içerisinde bulunan bir toplumla muhatap olduğunuzun bilincinde olun. Birleşin ve bu topluma yeni bir hikâye anlatın; umutlu, samimi ve gerçekten “normal” olan bir hikâye. İnsanlara sahtelikler dünyasından arsa satmaya kalkışmadan anlatın bu hikâyeyi. Daha iyi, daha aydınlık, daha yaşanılabilir bir Türkiye’nin var olabileceğine inanarak, hissederek anlatın bu hikâyeyi. Ama önce siz inanın bu Türkiye’ye. Ve en önemlisi, çürümüş sistemin yeni normaline karşı normalleşemeyengillerle beraber anlatın bu yeni hikayeyi.