Ellen Wood – Kapitalizmin Kökeni: Geniş Bir Bakış

  • Aralık 25, 2023
  • 9 min read

Berkay Anıl İLHAN

20. yüzyıl sonlarından bugüne kadar gelen sürecin önemli Marksist düşünürlerinden olan Ellen Meiksins Wood, kapitalizmin kökenini incelemeye başlamadan önce kitabın giriş bölümünde şu argümana saldırıyor; “Mübadele, aşağı yukarı ezelden beri yapılageldi. Besbelli kapitalist piyasa da bunun devamıdır.”

Birinci Bölüm: Geçiş Tarihi Kuramları

Kitabın birinci bölümünde bu argümanın detaylıca anlatılmış halini görüyoruz. Ticarileşme Modeli adı verilen bu model, ticaretin kapitalizmle bağdaştığını ve bu yüzden insanın doğal halinin kapitalist olduğunu iddia etmektedir. Anormal olan kapitalizm değil feodalizmdir. Çünkü feodalizm, yarattığı siyasi, askeri, kültürel vb. kurumlar ile ticaretin doğal evrimini engellemiş ve insanlığın ilerlemesine ket vurmuştur. Ancak “feodalizmin çatlaklarında yer alan” kapitalizm, feodalizmin yıkılması ile hak ettiği konuma kavuşmuş ve insanlığı ileriye taşımıştır.

Bu anlatı, ilk ortaya atıldığından sonra defalarca düzeltilerek anlatılmaya devam etti. Örneğin Max Weber’e göre ticaret bütün dünyadaki insanlar arasında yapılan bir davranıştı ancak kapitalizm Avrupa’da ortaya çıkmıştı. O zaman kapitalizm, Avrupa’nın kendine has kurumları ile ortaya çıkmış olmalıydı. Bu yüzden Weber, Avrupa’nın kendine has dini ve kentsel kurumlarını inceleyerek kapitalizmin köklerini aradı. Karl Polanyi ise “dikkate değer bir istisna” olarak kapitalizm öncesi toplum ile kapitalist toplum arasındaki önemli farklara dikkat çekti. Buna göre mübadele, kapitalizm öncesinde rekabetçi değildi ve toplumsal hayatta ikincil bir rol oynuyordu. Piyasa toplumunu sanayi devrimi yaratmıştı. Pahalı ancak üretim kapasitesi yüksek makinelerin kazançlı olabilmesi için toplumun insani özü metalaşmaya itilmişti. Polanyi, Smith’in mübadelenin insanın doğal eğilimi olduğu fikrine de karşı çıkarak oldukça kendine has bir anlatı yarattı.

Wood, ticarileşme modelini direkt olarak yanlış bulmuş ve üstünü çizmiştir. Ona göre bu model kapitalizmin kendine özgü hareket yasalarını ve neden Avrupa’da ortaya çıktığını açıklayamamıştı. Avrupa’daki kent ve dini yapıyı inceleyen Weber de hataya düşmüştü çünkü kapitalizm Avrupa’da bir bütün olarak değil, spesifik olarak İngiltere’de oluşmuştu. O halde İngiltere’nin kendine özgü tarihsel sürecini ele almak gerekiyordu. Polanyi ise piyasa toplumunun oluşmasındaki sebep ve sonuçları ters şekilde tespit etmişti.

Wood, ticarileşme modelini direkt olarak yanlış bulmuş ve üstünü çizmiştir. Ona göre bu model kapitalizmin kendine özgü hareket yasalarını ve neden Avrupa’da ortaya çıktığını açıklayamamıştı. Avrupa’daki kent ve dini yapıyı inceleyen Weber de hataya düşmüştü çünkü kapitalizm Avrupa’da bir bütün olarak değil, spesifik olarak İngiltere’de oluşmuştu. O halde İngiltere’nin kendine özgü tarihsel sürecini ele almak gerekiyordu. Polanyi ise piyasa toplumunun oluşmasındaki sebep ve sonuçları ters şekilde tespit etmişti.

Birinci bölümün devamında Wood, Marksist teorileri inceliyor ve burada önemli Marksist düşünürlerden olan iktisat tarihçisi Maurice Dobb ile iktisatçı Paul Sweezy’nin geçiş tartışması karşımıza çıkıyor. Tartışmanın temel sorusu, feodalizmden kapitalizme geçişteki ilk itkinin ne olduğudur. Dobb’u destekleyen Marksist tarihçi Rodney Hilton’un argümanına göre feodalizm köylüler ve beyler arasındaki sınıf mücadelesi ile çözülmüştü. Ticaret ve kent, feodalizme karşı etkenler değildi. Dobb’a göre sınıf mücadelesi ile küçük üretici kendine hareket alanı kazanmış ve bu hareket alanı kapitalizmi doğurmuştu. Sweezy ise feodalizmin direngen bir yapı olduğu için kendi içinden çözülemeyeceğini, dış etkenler gerektiğini ve bu etkenin ticaret olduğunu öne sürüyordu. Ancak Wood’a göre bu iki argüman da dolaylı yoldan feodalizmin kısıtlamalarının kalkmasıyla kapitalizmin doğacağı varsayımından uzaklaşamamıştı.

Burada önemli bir istisna olarak Robert Brenner’dan bahsedilmektedir. Brenner, tıpkı Hilton gibi feodalizmi yıkan etkenleri içte aramıştır. Ancak kapitalizmin feodalizmin çatlaklarında mevcut olduğu fikrine karşı çıkmasıyla Hilton’dan ayrılıyordu. Brenner, anlatısında kapitalizm kökeni toplumsal mülkiyet ilişkilerine dayandırıyordu. Feodalizmin çözülmesi her yerde kapitalizmi doğurmamış, Fransa’da mutlakiyete sebebiyet vermişti. Öyleyse kapitalizm kaçınılmaz olarak egemen olacak sistem olamazdı. Kendine özgü tarihsel koşullarda gelişmiş olan, kendine özgü yasalara sahip olan ayrı bir sistemdi.

İkinci Bölüm: Kapitalizmin Kökeni

Wood, bu bölüme Avrupa feodalizminin kendi içinde farklılıklar gösterdiğini ve yalnızca birinin kapitalizme evrildiğini belirterek başlıyor. O zaman kapitalizmin kökeni, Smith’in yaptığı gibi neredeyse her yerde var olan ticarette veya Weber’in yaptığı gibi Avrupa’nın kendine özel kurumlarında değil evrildiği yerin kendine özgü tarihsel ve iktisadi gelişiminde incelenmeliydi.

Kapitalizm öncesi toplumlarda ticaret, üretimin arttırılması ile değil taşımacılıkla kâr edilen bir alan olduğunu belirtiyor Wood. Buna göre kârı sağlayan şey malı ucuz olduğu A noktasından alıp pahalı olduğu B noktasında satmaktı. Yani ticaret ile üretim arasındaki ilişki kapitalist piyasaya göre oldukça azdı. Burada örnek olarak Hollanda ve Floransa ele alınıyor. Ticaret ile zenginleşen Hollanda, sanayi kapitalizmine geçemeyerek ticarileşme modelini yanlışlayan bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Özerk bir kent devleti olan Floransa da ticarette başarılı olmasına rağmen kapitalizmi doğuramamıştı. Bu örnek de tıpkı Hollanda gibi ticaret-kapitalizm ilişkisini ve ayrıca kent-kapitalizm ilişkisini zayıflatmaktadır.

Kapitalizmin kökenini ticarette veya özerk kentlerde bulamayan Wood, araştırmasına İngiltere kırsalına bakarak devam ediyor. 11. yüzyılda Normandiyalı egemen sınıf adayı birleşik bir hale getirmişti. Avrupa’nın kalanına kıyasla bu bölgede feodalizmin devleti bölen yapısı daha erkenden ortaya kalkmıştı. Devletin merkezileşmesi toprak sahibi sınıfın askeri niteliğini kaybetmesine ve arazinin çok küçük bir zümrenin elinde toplanmasına sebep olmuştu. Bu temerküz hali ise arazilerin kiralanmasıyla sonuçlanmıştı. Kiralamanın kâr getirmesi için ise üretimdeki başarıya, başarı için de rekabete ihtiyaç vardı. Burada kapitalizmde mevcut olan kâr maksimizasyonu ilkesini görmekteyiz. Wood kurduğu bu neden-sonuç ilişkisiyle kapitalizmin kökenini ticaret veya kentlerde değil, mülkiyet ilişkileri ve kırsalda tespit etmekteydi.

Kiralama sonucu oluşan kâr güdüsü ile arazilerin veriminin artırılması kaygısı da ortaya çıktı. Böylece eski nizam İngiltere’de devlet ve toprak sahibi sınıf tarafından yok edilmeye başlandı. Mülkiyet biçiminin değişmeye başladığı İngiltere’de mahkemeler eskilerden gelen örfi haklar yerine “ıslah etme” gerekçesini meşru kabul ediyordu.  Burada karşımıza John Locke’un Mülkiyet Teorisi çıkıyor. Locke’a göre Tanrı, dünyayı insanlara üretken ve semereli bir hale getirilmesi için vermişti. Islah edilmemiş veya az verimli toprağa ıslah etmek maksadıyla el koyan kişi insanlığa hizmet etmekteydi. Yani mülkiyet burada değer yaratma temeline oturtulmaktaydı. Ayrıca kâr etme ile çalışmak bir sayılmaktaydı. Yani böylece bir özel mülkiyet kavramı oluşturulmuş, mülk sahiplerinden “üretken” olarak bahsedilmişti.

Üçüncü Bölüm: Tarım Kapitalizmi ve Ötesi

İkinci bölümde kapitalist piyasa koşullarının nasıl olgunlaştığını tespit eden Wood, üçüncü bölümde ise tarım kapitalizmi adı verdiği kavramı açıklamaya girişiyor. Wood’un burada sorduğu soru ise tarım kapitalizminin gerçekten kapitalist olup olmadığıdır.

Yeni piyasa koşullarının bir proletarya kitlesinin varlığına değil ama piyasaya bağımlı üreticilerin varlığına dayandığını belirten Wood, bir ücretli işgücü sömürüsü olmadan kapitalizmden bahsedilemeyeceği itirazlarını kabul ediyor. Ancak önemli olanın burada oluşmuş yeni hareket yasaları olduğunu da belirtiyor. Yeni hareket yasalarının sonucu olarak İngiltere’de tarımsal verim, diğer Avrupa ülkelerinden daha ileri bir boyuta daha küçük bir işgücü ile ulaşmıştı. Bu da mülksüzleştirilen ve tarımsal işgücüne katılmayan köylünün kente göç etmesine sebep olmuş, Londra dönemdaşı olan Avrupa kentlerine göre aşırı büyümüştü. Wood’a göre bu durum “İngiltere’de devlet birliğinin pekişmesini ve tek bir ulusal piyasa oluşturmasını” yansıtıyordu.

Eski düzeni yavaş yavaş değiştiren yeni yasalar, İngiltere’de piyasaya bağımlı olunmasına sebep olmuştu. Eski üreticiler mülkünü kaybedip şehre göç etmiş ve artık gıda, giysi gibi temel ihtiyaçları üretemez hale gelmişti. Böylece geçinebilmek için ücret gelirine muhtaç bir nüfus oluşmuştu. Mülksüz ve ücretli gelire muhtaç bu sınıf, tüketici bir kitle oluşturarak İngiltere’de sanayileşme sürecini sürükleyen bir piyasa oluşturmuştur. Yani Wood’a göre kapitalist yasalar sanayileşmeden sonra değil, öncesinde zaten oluşmaya başlamıştı ve sanayi devrimi de bu yeni yasaların bir sonucuydu, nedeni olamazdı.

Sonuç

Wood kitabında “takas ve mübadele” eğiliminin kapitalizme sebep olduğu argümanlarını çürüterek kapitalizmin kendine has yasaları olan özgül bir sistem olduğunu hatırlatmıştır. Kapitalizmle ilişkin bir kavram olan “ıslahın” sömürüye, yoksulluğa ve evsizliğe sebep olduğunu belirtmiş; kapitalizmin maddi ilerlemeler sağladığını kabul ederken yarattığı çelişkilerin de giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığını savunmuştur.

Bu yazı kitabın bir özeti niteliğinde olup yeterli açıklayıcılık seviyesinde olmaktan uzaktır. Yazılmasındaki amaç okuyucuya yeni bir perspektif kazandırmaktır. Yazıyı ve Wood’un argümanlarını değerlendirirken bunu hatırlamak gereği unutulmamalıdır.

Bunu paylaşın:
7

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir