Buğrahan Çakır
Giriş
Türkiye ve Türkler esas itibariyle ortaya çıktıklarından beri iki husus üzerinde oldukça etkili olmuşlar ve bu iki dayanak üzerine memleketlerini kurmuş ve geliştirmişlerdir. Bunlardan ilki malumunuz olduğu üzere ordudur. İkincisi ise tarımdır. Her Türk devletinde tarımsal gelir ve vergi geliri oldukça yüksektir ve ekonominin çarkları bunlar üzerinde döner. Bugün bu yazımızda Genç Cumhuriyet’in tarımsal kalkınma politikalarını inceleyecek ve kağıt üzerinde yaptığımız atılımları anlatacağız.
Planlı Dönem Öncesi Politikalar (1923- 1960)
Genç Cumhuriyet’in emekleme dönemine tekabül eden bu dönem, her alanda olduğu gibi, tarımsal kalkınma alanında da zorlu bir dönem içinde gelişme filizlerinin atıldığı sürecin adıdır. Osmanlı’dan gelen ve işlemez duruma gelmiş olan tarım mirası, kurucu kadronun el attığı ilk hususların başında gelir. Bunun dışında toplam işgücünün %90’ının tarımsal alandan istihdam edilmesi, toplam GSMH’nın %48’inin tarımdan sağlanıyor olması, ihracatın ise %84’ünün tarımsal ürünlerden oluşması gibi sebeplerle Osmanlı’daki merkezi ihtiyaçları karşılama politikası bir kenara bırakılarak tarımın başlı başına bir sektör olduğu ilkesi benimsenmiştir. Bu doğrultuda atılan mühim adımların başında İzmir İktisat Kongresi yer alır. İktisat Vekaleti tarafından düzlenen bu organizasyon neticesinde alınan kararlar tarımın geleceğinin çizilmesi, politikaların oluşturulması ve yasal mevzuatların hazırlanmasında öncü olmuştur. Bu doğrultuda atılan bazı adımlar aşağıda belirtilmiştir.
Kongre neticesinde Reji İdaresinin kaldırılması, nitelikli tarım işçisi ve çiftçisi oluşturmak için gazete ve dergi vasıtalarıyla bilinçlendirmek, ilk ve orta mekteplerde uygulamalı tarım derslerinin konulması, askeriyede alfabe ve okuma eğitimlerinin yanında ziraat eğitiminin de verilmesi gibi kararlar verilmiştir. Bunlardan kimisi başlamış kimisi başlamamıştır.
Özellikle liman ve demiryolunun bulunduğu bölgeler, ki bu bölgelerde Marmara, Ege ve Akdeniz’den öteye geçememektedir, iç piyasayı beslemekten ziyade ihracat ürünü yetiştirme amacı güdülmüştür. Modern tarım teknikleri ve ulaştırma yöntemleri ile yapılan ticaretin ekonomiye katkısı fazlaca olmuştur. Her ne kadar özellikle Ege bölgesinde ağaç formasyon demiryolları kullanılmış, bu sayede yalnız limanların hinterlandı gelişmiş olsa da bunu telafi etmek ve İç Anadolu’nun zengin ovalarını da ihracata dahil etmek için milli demiryollarının bütünü bir ağ haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu sayede hem aile işletmesi bazlı ve dengesiz yapılan tarım büyük işletmelere evrilme yoluna girmiş olacak hem de kapalı köy ekonomileri dünyaya açılmış olacaktır. Aile işletmesinden büyük işletmeye geçilememesi durumunda ise kooperatifleşme hareketleri desteklenmiştir. Hatta desteğini göstermek maksadıyla Atatürk 1924 senesinde Silifke’nin Taşucu Köyüne kurulan kooperatifin 1 numaralı kurucu ortağı olmuştur.
Geleneksel tarım ürünlerinin dışında ürün üretmek ve çeşitlendirmek maksadıyla Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü ve Yüksek Ziraat Mektebi açılmıştır. Tarımsal makine kullanımını yaygınlaştırmak üzere Ziraat Bankası vasıtasıyla kredi, hibe ve propaganda uygulamalarının başlaması kararı verilmiştir. Tarımsal üretimin arttırılması maksadıyla makineleşmeye atılan işletme sahiplerine askerlikten muafiyet, bazı kalemlerde gümrük muafiyeti ve devlet mallı makinelerin ucuz kiralanması gibi ayrıcalıklar verilmiştir.
Özellikle çiftçinin belini büken bir kalem olarak Aşar Vergisi genişçe bir alan işgal etmektedir. Ayni mal olarak alınan ve gider kalemleri dahil edilmeden hesaplanan aşar kaldırılmış ve çiftçi gelir vergisinden istisna tutulmuştur. Aşar ikinci cihan harbine kadar kaldırılmış cihan harbiyle beraber Toprak Mahsulleri Vergisiyle geri gelmiş lakin uzun süreli yürürlükte kalmamıştır. Gelir vergisinden muafiyet ise 1960 yılına kadar devam etmiştir. 60’ta vergiye tabi olsa da istenen verime ulaşılamamıştır.
Ayrıca bu dönemde çiftçiyi topraklandırmak maksadıyla yapılan hazırlıklar sonuçsuz kalmıştır. Yasalardaki boşluklar, dağıtımı yapılacak çiftçinin sermaye azlığı, hızlı nüfus artışı, ekonomik karşılığı pek olmayan küçük parçalara bölünme, yetersiz sanayileşme ve arazilerin kısa sürede el değiştirmesi gibi sebeplerle başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Liberal düzenle başlayan Türk Ekonomi serüveni 1929 Ekonomik Buhranıyla çark etmek durumunda kalmıştır. Özellikle tarımsal ürünlerle kendini idame ettiren Türk ekonomisi zor duruma düşmüştür. Buna mukabil devletçi kalkınma modeline geçilmiştir bu durumda devlet esas olarak üreticiyi koruma ve kollama vazifesini üstlenmiştir. Bu doğrultuda atılan en önemli adımların başında TMO’nun kurulması ve desteklemelerin başlamasıdır. Devlet destekleri ilk olarak ürünlere taban fiyat belirlenmesiyle olmuş daha sonra nakdi ödemelerle devam etmiştir. İç piyasaya ürün sağlama ve çiftçinin mağduriyetini önlemek maksadıyla kurulan TMO ise kurulduğu dönem itibariyle yalnız buğday alımıyla başlamış daha sonra hububat, bakliyat ve birçok kalemi almaya başlamıştır.
İzmir İktisat Kongresi sonrası çiftçinin sorunlarının dinlendiği ve yeni yol haritasının çizilmesi maksadıyla önem taşıyan bir diğer mühim hadise ise Birinci Köy ve Ziraat Kalkınma Kongresi olmuştur. Cumhuriyetin 15. yıldönümünde toplanan kongrede teknik konular, sosyo-ekonomik durumlar ve Alman- Türk heyetlerinden görüşler alınmıştır. Bu doğrultuda çıkan kanaatler şu yöndedir;
- Türkiye’nin temel ekonomik gücü toprağında ve çiftçisinin kuvvetli karakterindedir.
- Türkiye’nin nüfusu besleyecek gıda üretme, ileri bir tarıma dayalı sanayi için çeşitli tarımsal ürünler elde etme, dış ticarette rekabet gücünü ortaya koyabilmek için özel ihraç ürünleri elde etme potansiyeline ve gücüne sahiptir.
- Köhnemiş yöntemlerle yapılan tarım hem hayat standardını düşürmekte hem de milli ideallere ulaşmanın önüne ket vurmaktadır. Bu doğrultuda mevcut iptidai anlayış değişmelidir.
- Türkiye’de zirai kalkınmayı meydana getirmek için basit ve etkileri süratle görülebilecek bir çözüm bulunmamaktadır. Çiftçiye yüksek krediler ve finansman sağlansa dahi gelişim oturamaz hatta bu durum daha zararlı şekilde sonuçlanabilir.
- Basım yayım faaliyetleri mevcut olsa da yetersizdir. Okul, askeriye, yüksek mektep ve enstitü ve deneme istasyonları el ele vererek çiftçiye yol gösterecek idari teşkilatlanma sağlanmalıdır.
Her ne kadar bu kararlar çıksa da uygulama safhasında yine eksiklikler meydana gelmiştir. Zira İkinci Cihan Harbinin çıkması kalkınma faaliyetlerinin tamamının durmasına sebep olmuştur. Özellikle geçimini tarıma dayalı ekonomiyle sürdüren Türkiye bir milyonu aşkın kişinin silahaltına alınmasıyla birlikte işgücü boşluğuna düşmüştür. Hem köylerde erkeğin kalmaması hem de bu yıllarda ülkemizi vuran kuraklık tarımsal üretimi oldukça düşürmüştür. Lakin TMV vb. vergiler ile TMO direkt veya dolaylı yoldan piyasanın çok altında ürün temini sağlamıştır. Savaş dönemi ve sonrası yıllar tarım sektörünün önem kazandığı, sanayileşme ve ulaştırma ile birlikte kalkınma çabalarına öncelik verildiği bir dönem olmuştur. Tarım makinelerinin yurtdışından gelmesi sebebiyle ortaya çıkan kısıtları denetim altına almak maksadıyla Zirai Donatım Kurumu kurulmuştur.
Bu dönemde “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” yeniden gündeme gelmiştir. Kanun kapsamında büyük toprak sahiplerinin siyasal gücünü kırmayı amaçlarken, diğer taraftan da toprak mülkiyetini tarımsal üretimi arttıracak şekilde yeniden düzenlemeyi ve çeşitli nedenlerle kullanılamayan toprakların değerlendirilmesini amaçlamıştır. Büyük tartışmalardan sonra kabul edilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu; toprağı olmayan veya yetmeyen çiftçi ailelerle kanunun topraklandırılmalarını kabul ettiği diğer kişileri aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak toprağa sahip kılmak ve yurt topraklarının sürekli işlenmesini sağlamak olarak ifade edilmiştir. Bu doğrultuda devlet arazileri dağıtılmış, bataklıklar kurutulmuş ve özel alanlar devletleştirilmiştir. Sonuç olarak devlet elindeki verimsiz toprakları dağıtmış, özel mülkiyet dağıtıma yanaşmamıştır. En nihayetinde verimsiz ve ekonomik değeri pek olmayan arazi sahiplerine yenileri eklenmiştir.
1950’ler ise Türkiye için farklı bir boyut açmıştır. Özellikle çok partili parlamenter sisteme geçiş ve Demokrat Partinin iktidara gelmesi her şeyi değiştirmiştir. Devletçi politikalar yerini liberal politikalara bırakmış, liberal görüş tarımsal kalkınmayı oldukça etkilemiştir. Tarımda makineleşme birkaç yılda tüm dönemi 3-4 katlamıştır. Makineleşme ile ulaşılabilecek tarımsal sınıra yaklaşılmıştır. Üretim artmış, meyve gibi yeni ürünler desteklenmiş, tarımsal vergiler inmiş, krediler arttırılmış, desteklemelerin kapsamı genişlemiştir. Lakin fazla serbesti kötü sonuçlara yol açmıştır. Gümrük muafiyetleri ve serbest satım gibi sebeplerden dolayı dış ticaret açığı en yüksek seviyeye çıkmıştır. Zaten 55 itibariyle Marshall yardımlarının etkisiyle tarıma verilen ağırlık hafif sanayiye doğru kaydırılmıştır. Bu döneme baktığımızda Türk çiftçisinin büyük bir değişim geçirdiği aşikardır. Traktör, biçerdöver, gibi modern tarım araçlarının kullanımı yaygınlaşmış, yeni topraklar tarıma açılarak üretim artışı sağlanmıştır. Tarımsal girdilerdeki artış tarımsal ürünlerin niteliğinde de bazı değişikliklere yol açmış, özellikle sanayi bitkileri üretiminin yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir. Makineleşme nadas oranlarını düşürmüş ve devamlı ekili arazi oranını %60 seviyelerinin çıkmasına sebep olmuştur. Ayrıca su işlerinin düzenlenmesi için Devlet Su İşleri, çiftçiye destek olmak maksadıyla de Ziraat Odaları teşkilatları kurulmuştur. Birtakım siyasi gelişmeler neticesinde yaşanan 1960 ihtilali neticesinde Türk kalkınma serüveni bambaşka bir yapıya girmiştir. 1960 İhtilali’nin en önemli meyvelerinden biri olan Devlet Planlama Teşkilatı ile artık planlı büyüme ve kalkınma dönemi başlamıştır. Bu dönemi ileriki yazılarımızda irdeleyeceğiz.
En nihayetinde Genç Cumhuriyetin tarım politikaları liberal düzenle başlamış lakin buhran sebebiyle devletçi politikaya yönelmesi ile neticelenmiştir. Liberal olsun veya olmasın fark etmeksizin esas amacın ve idealin modern tarım teknik ve uygulamalarıyla beraber tarımsal gelişme olduğu açıktır. Birçok yerde de gördüğümüz üzere bu amaç doğrultusunda uygulamalar mevcuttur. Lakin uygulanamamasının en önemli sebepleri kanaatimce yetersiz sermaye birikimi, düşük eğitim seviyesi ve süratli uygulama isteği olduğunu söyleyebiliriz. DP dönemi ise Cihan Harbinde alınan yüksek vergiler neticesinde açığın düşmesi ve devlet nezdinde sermaye artışının fazla olması sebebiyle hızla makineleşme yoluna gidilmiş ve muvaffakta olunmuştur. Bu başarı yadsınamaz derecede önemlidir. Son olarak tarımsal kalkınmanın emekleme dönemi genel itibariyle bir deneme tahtası gibidir. Yasal mevzuatın oluşturmaya çalışılması, politikaların değişmesi ve hangisinin daha iyi olduğunu anlamak üzerine gelişmiştir.