Hayat Sarmalının Kraliçesi Franklin

  • Ağustos 29, 2023
  • 12 min read

Zeynep Sude Kongur

Ömrünü bilim ile geçirmiş, bilime ışık olmuş hatta bilim yolunda hayatını kaybetmiş birçok kadın bilim insanı bulunmaktadır. Bu kadınlardan Marie Curie, Jennifer Doudna ve Emmanuelle Charpentier gibi isimlerin başarıları hak ettikleri şekilde ödüllendirilmişse de tarih boyunca başarıları erkek bilim insanları tarafından gölgelenmiş hatta buluşları çalınmış birçok bilim kadın da tarihin sayfalarında yer almaktadır ve bu sayfaların pek tozlu olduğunu, bu haksızlıkların geçmişte kaldığını söylemeyi ne kadar istesek de günümüzde bu mağduriyetler hala kadın bilim insanları için devam etmektedir.

Bu yazımda sizlere böyle bir mağduriyete kurban gitmiş, DNA çift sarmal yapısının annesi olan (unvanı, kendisinden çalan James Watson ve Francis Crick’ ten müsaadenizle alarak bu değerli kadına geri vermek istiyorum) Rosalind Franklin’ den bahsedeceğim.

Franklin 1920 yılında İngiltere`de dünyaya geldi. Daha çok küçük yaşlarda bilim insanı olmaya karar veren Rosalind`in bu yoldaki ilk engeli babası oldu çünkü kızının bir bilim insanı olması yerine yardım kuruluşları için çalışan bir sosyal güvenlik uzmanı olması konusunda ısrar ediyordu. Fakat Rosalind`in kararlılığı babasının inadını yenmiş ve bu güçlü kadınımız bilimsel eğitimine Cambridge`deki Newnham Koleji`nde başlayarak ilk engeli defetmiştir. Buradan 1941 yılında onur ödülü ile fakat lisans derecesini alamadan mezun oldu. 1947 yılında, Cambridge`in kadınlara lisans ve yüksek lisans derecelerini verme teşrifinde bulunmasıyla, mezuniyetinden tam 6 yıl sonra lisans derecesine kavuşabildi.

Yüksek lisansını gerçekleştirmek üzere Cambridge Üniversitesinin fiziksel kimya laboratuvarında Wreyford Norrish ile çalışmaya başladı fakat bu yoldaki ikinci engelinin Norrish olacağını sevgili Rosalind`imiz muhtemelen tahmin edemiyordu. Hocası Norrish elbette Rosalind`in potansiyelinin farkındaydı fakat yalnızca kadın olmasından dolayı desteklerini esirgemekte çekinmiyordu. Rosalind bu sefer boyun eğmek zorunda kaldı. Kendisine gelen iş teklifini kabul ederek yüksek lisansını bıraktı ve İngiliz Kömür Kullanımı Araştırma Derneği`nde işe başladı.  Burada kömürün moleküler ve atomik yapısını inceleyen çalışmalar yaptı.

Sevgili Rosalind`imizin hayatına giren tüm erkeklerin kendisine engel olduğunu söylememiz doğru olamaz. Bilim yolunda kendisine destek olan Marcel Mathieu ve Jacques Mering gibi isimler de oldu. Mering ile gerçekleştirdiği çalışmalarla kendisini X ışını kırınımı üzerine geliştirdi.

Franklin 1949`da memleketi İngiltere`ye döndü ve burada King`s Collage London`da biyofizik alanında çalışmalar yürütmeye başladı. X ışını kırınımında usta olan bilim kadınımız, DNA molekülü üzerinde bu teknikle incelemelere başladı ve işte hayatındaki en büyük haksızlık, talihsizlik veya siz adını ne koymak isterseniz o tatsız olay bu çalışmanın hayatına girmesiyle başına gelecekti.

Genetik materyalimizin tümünü barındıran, hayat şifrelerimizi elinde tutan, kimliğimiz hatta tüm hayatımız olan DNA molekülünün o dönemde neye benzediğine dair çok ama çok az bilgi vardı. Rosalind Franklin, öğrencisi Raymond Gosling ve meslektaşı Maurice Wilkins, birlikte bu çok az bilinen fakat yaşamın sırrını barındıran molekülün yapısı hakkında araştırmalar yaparak DNA`nın günümüzde bilinen üç yapısal formunda ikisi olan A ve B formlarını keşfettiler.

Sevgili bahtsız Rosalind`imiz DNA yapısının keşfi çalışmalarında, X ışını fotoğraflama yöntemiyle, DNA molekülünün bol bol fotoğraflarını çekmiştir. Buradan Rosalind`ime “n`olur fotoğrafları iyi sakla kraliçem” diye seslenmek istesem de Rosalind ne beni duyabiliyor ne de artık söylediklerimin bir kıymeti kalıyor. Çaresizce size yaşananları anlatmaya devam etmek en iyisi.

Size hikayemizde, sevgili Rosalind`imi haksızlığa uğratan üçlünün isimlerini paylaşmaktan bir onur duyarım: Maurice Wilkins, James Watson ve Francis Crick. Bir Moleküler Biyoloji ve Genetikçi olarak aslında burada bilinçsizce çalışmaları için Watson ve Crick`e şükranlarımı sunuyor olabilirdim fakat yüksek müsaadelerinizle sunamayacağım. Derslerinde her zaman Rosalind Franklin konusunda bizi aydınlatan sevgili Dr. Aslı DAĞERİ hocama buradan sevgilerimi iletmek isterim.

James Watson ve Francis Crick de tıpkı Rosalind Franklin gibi DNA molekülünün yapısı ardındaki sır perdesini aralamak üzere çalışmaya başlamışlardı. Linus Pauling isimli bir başka bilim insanı da bu sır perdesinin aralanması adına Dünya`nın, Watson, Crick ve Franklin`den çok daha uzak bir köşesinde çalışmalarını yürütüyordu. Fakat Pauling`in Watson ve Crick`ten bir ayrıcalığı vardı. Kendisi bu ayrıcalığı pek değerlendirebilmiş olamasa da Rosalind Franklin ve Raymond Gosling`in çalışmalarından ve elde ettikleri verilerden yararlanmaktaydı. Pauling keşif çalışmalarında Franklin ve Gosling`e referanslar veriyordu. Bu referanslar Watson ve Crick`in tabi ki dikkatini çekti ve bu iki bilim insanımız rotalarını DNA molekülünün B formuna çevirerek bu formu modelleme çalışmalarına giriştiler. Evet giriştiler fakat Rosalind Franklin zaten bu modellemeyi gerçekleştirmişti

30 Ocak 1953 tüm o tatsız olayın gerçekleştiği gün olarak tarihe kazındı diyebiliriz. Watson, eline Pauling`in gerçeğiyle asla yakın olmayan DNA modelini alarak Franklin`i ziyaret etti. Bu model üzerine tartışmaya girdiler. Eli Rosalind cephesinden boş dönmesi üzerine Watson, Franklin`in biricik (!) meslektaşı ve çalışma arkadaşı Wilkins`i buldu. Wilkins, Pauling`in çalışmasından büyülendiğinden mi yoksa sebepsizce (!) çalışmalarını rakiplerine sunma arzusundan mıdır bilinmez, “51. Fotoğraf” isimli DNA fotoğrafını Watson`a gösterdi. Watson elindeki bu kilit fotoğraf ile Cambridge`e dostu Crick`in yanına döndü.

25 Nisan 1953 tarihinde Watson ve Crick yaşamın sırrını bulduklarını iddia ettikleri çalışmalarını Nature Dergisi`nde yayınladılar. Evet yayınlıyorlar hem de çalışmanın içerisine Rosalind Franklin`in “51. Fotoğraf” isimli fotoğrafını izinsiz eklerken Rosalind Franklin`e hiçbir atıfta bulunmayarak. Franklin`e atıfta bulundukları tek kısım “Bu çalışmada King`s College`deki Dr. Wilkins, Dr. Franklin ve arkadaşlarının henüz yayınlanmamış deneysel sonuçları hakkındaki genel bilgilerimizden ilham aldık” oluyor.

Rosalind Franklin DNA yapısı modelleme çalışmalarını tamamladı fakat onları yayınlamadı. Ki yayınlasa da artık zaten bir kıymeti olmayacaktı… Yaşamının geri kalanında farklı alanlara yoğunlaşarak bilime olan aşkından hiçbir zaman vazgeçmedi. Bilim adına savaşmaya ve yeni şeyler keşfetmeye devam etti.

X ışınlarına hayatı boyunca fazla maruz kalan Franklin, bunun bir getirisi olarak 1956 yılında kansere yakalandı ve 38 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Watson ve Crick 1962 yılında Rosalind yaşamını yitirdikten 4 yıl sonra Rosalin Franklin`in çalışma ve verileri üzerinden yaptıkları keşif ile Nobel Ödülü`ne layık görüldüler. Bu ödülün verildiği törende gerçekleşen konuşmada ne James Watson ne de Francis Crick, Rosalind Franklin hakkında tek kelime konuşmamış, emeklerini çaldıkları bu değerli kadını bir teşekküre dahi layık görmemişlerdir. Wilkins ise bu törende kendisine söz verildiğinde konuşmasının başlangıç ve sonunda Franklin`den bahsetmiştir. En azından bu kadarını bir borç bilerek, o törende Franklin`in adının anılmasını sağlasa da bu hikayedeki en büyük ihaneti gerçekleştiren kişinin Wilkins olduğunu sanırım unutmamak gerek. “51. Fotoğraf” isimli fotoğrafı hangi hırsa kurban giderek gösterdiği bilinmez fakat düşüncelerime göre, Franklin`in bir kadın bilim insanı olması bu olayda çok büyük etki yaratmıştır. Bir kadının yaptığı keşifte çalışma arkadaşı olarak anılmak yerine bir çift adamın gölgesi olmasını yeğledikleri benim gözümde apaçık ortada.

Watson yaptığı konuşmalar ve verdiği röportajlarda Franklin konusunda daha da kötü açıklamalar yapmaya devam etmiştir. 1999 yılında Harvard`da yaptığı bir konuşmadaki şu sözleri sanırım bu süreci anlamamızda epey açıklayıcı olacaktır: “Ortada dolaşan bir söylenti var: Francis ve ben güya King’s College’dekilerin verilerini çalmışız. Ben sadece Rosalind Franklin’in X ışını fotoğrafını gördüm ve sarmal orada görünüyordu. Biz de buna dayanarak bir ay içinde molekül yapısını elde ettik. Ne yapabilirdim, Wilkins bana o fotoğrafı göstermemeliydi. Ben bir çekmeceyi açıp kimsenin fotoğrafını çalmadım, onu bana gösterdiler.”

Watson yıllar sonra Rosalind`de yaptıklarından pişmanlık duymuş olsa gerek ki İkili Sarmal kitabında Franklin`e yer verdiği kısımlarda, bilim kadınına övgüler yağdırmıştır. Bu övgüleri Rosalind`in asla duyamayacak oluşu bu olayı daha da can sıkıcı bir hale sokmakta sanırım. Bu kısımlardan birine yer verecek olursam; “…burada Rosy’nin başarılarına ilişkin bazı şeyler söylemek istiyorum. King’s de yaptığı x-ışını çalışmalarına, giderek artan bir şekilde olağanüstü olarak bakılıyor. Yalnızca A ve B biçimlerini çıkarmış olması bile ününü sağlamaya yeter. 1952’de Patterson yöntemlerini kullanarak fosfat gruplarının DNA molekülü dışında olduğunu göstermesi daha da büyük bir başarıdır. Daha sonra Bemal laboratuvarına geçtiğinde tütün mozaik virüsünü ele almış ve sarmal yapı konusundaki nitel görüşlerimizi kısa bir zamanda kesin bir nicel tabloya dönüştürmüştür. Temel sarmal parametrelerini belirlemiş ve ribonükleik zincirin merkezi eksenle molekülün dış kenarı arasında yan mesafede olduğunu da yine o bulmuştur. O sıralar Birleşik Devletler’de olduğum için kendisini Francis kadar sık görmedim. Rosy, Francis’e sık sık akıl danışmak veya iyi bir şey yaptığında, bunun Francis’in mantığıyla da uyuşup uyuşmadığını görmek için gelirmiş. Artık önceki didişmelerimizin tüm izleri silinmişti. İkimiz de Rosy’nin kişisel dürüstlüğünü ve soyluluğunu kabul ediyor ve akıllı bir kadının, kadınları ciddi düşünce işlerinin dışında bir eğlence aracı olarak gören bir bilim dünyasına kabul edilebilmek için verdiği mücadeleleri yıllar sonra da olsa kavrıyorduk. Rosalind’in örnek cesareti ve sağlamlığı, kurtuluşu olmayacak derecede hasta olduğunu bildiği halde şikayet etmeyip ölümünden birkaç hafta öncesine kadar olağanüstü çalışmasını sürdürmesiyle hepimizi duygulandırdı…” (Watson, 2005)

Hepimiz geçmişte yaşamış ünlü ressamların veya şairlerin eserlerinin, sanatçıları öldükten sonra kıymetlerinin arttığını duymuşuzdur. Evet bu çok acı bir olaydır fakat hiç kimse Van Gogh yaşamını sürdürürken Yıldızlı Gece Tablosu`nu kopyalayarak kamuoyuna sunup bu tablonun kendisine ait olduğunu iddia ettiğine şahit olmamıştır. Franklin`in, başyapıt olarak tanımlayabileceğimiz keşif çalışması işte tam da böyle bir olaya kurban gitmiştir ve bu olay yaşamını yitirdikten sonra kıymetinin bilinmesinden çok daha acı vericidir.

Franklin`in, kadınlar için bilim yapmanın çok daha zor olduğu o dönemde kendinden sonrakilere ışık olabilmek adına verdiği savaş, bir kadın bilim insanı olarak benim için çok kıymetli bir yerde bulunuyor. Franklin gibi bilim kadınları sayesinde bugün bu cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan bilim kadını sayısı ciddi oranda azalmış durumda fakat hala bu ayrımcılığa maruz kalan birçok bilim kadını bulunmakta. Tüm bu ayrımcılıklara maruz bırakılan ve hakları ihlal edilen kadınlar için Franklin`in hikayesinin bir ışık olmasını ve seslerini daha yüksek şekilde duyurabilmelerini diliyorum.

Rosalind Franklin, mücadeleci kadın, çift sarmal DNA yapısının kraliçesi… Işıklar içinde uyu.

KAYNAKÇA

Bahadır, O. (2019, 09 25). Rosalind Franklin’e Yapılan Haksızlık. Sarkaç: https://sarkac.org/2018/09/rosalind-frankline-yapilan-haksizlik/ adresinden alındı

Öztürk, M., & Beğik, O. (2013, 04 25). DNA’nın Göz Ardı Edilen Kahramanı: Rosalind Franklin Kimdir? Evrim Ağacı: https://evrimagaci.org/dnanin-goz-ardi-edilen-kahramani-rosalind-franklin-kimdir-365 adresinden alındı

Watson, J. D. (2005). İKİLİ SARMAL ( DNA YAPI ÇÖZÜMÜNÜN ÖYKÜSÜ ) (1 b.). (A. Serin, Çev.) Ankara: Tübitak Yayımevi.

Bunu paylaşın:
4

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir