Conspiracy (2001): Film İncelemesi

  • Temmuz 24, 2023
  • 3 min read

Deniz Sarı

Frank Pierson’ın yönettiği Conspiracy 20 Ocak 1942’de 15 Nazi asker ve bürokratının düzenlediği Wannsee Konferansı’nı tek mekânda ele alıyor.

Film bir davet hazırlığıyla başlıyor. Her şeyin muntazam ayarlanması gerektiği bir davet olduğundan bütün personeller fazlasıyla gergin. Üstlerindeki Nazi subayı onlara hata yapamayacaklarını aşılamayı başarmış görünüyor. Kırılan birkaç tabağın bile raporunun tutulduğu yüksek seviyede bir disiplin var. Misafirler katılmaya başladıkça hepimizi rahatsız edecek o ikonik selamlaşmayı fazlasıyla duyuyoruz. Misafirlerin bazıları birbirini yakinen tanırken bazıları yeni yeni fikir sahibi oluyor. Yine de bizi asıl sıkı tutan çatışma bürokratlar ve SS birlikleri arasında geçiyor. Dönemin Almanya’sı hakkında fikir sahibi olmamız için ince detaylarına kadar iyi kurgulanmış bir açılış. Konferansı düzenleme ve nihai karar çıkarma görevini üstlenen General Heydrich’in herkes arabayla gelirken uçakla geliyor olması ve en son katılıyor olması bu karakterin odanın içindeki herkesten daha baskın olacağı konusunda net bir ipucu aslında.

Açılış bölümünü atlattıktan sonra az önce de bahsettiğim bürokratlar ve askerler arasındaki çatışma bizi filme sıkı sıkıya bağlıyor. Aslında hepsi eninde sonunda aynı ideoloji ve kişiye bağlı olan bu 15 adam, departman ve görev farklılıklarıyla birbirinden fazlasıyla kopuk. Bu kopukluk senaryonun ilgi çekici olmasını sağlayan asıl unsur. Konferans boyunca diken üstünde olmamızı, konferans araya girdiğinde bizim de bir izleyici olarak rahatlamamızı sağlayan unsur çatışma. Bazı yerlerde seslerin yükseldiği bazı yerlerde daha sakin diyaloglarla süren çatışma filmin belirli bir bölümünden sonra bizi konferansın yapıldığı odaya alıyor ve bitene kadar da çıkarmıyor. Buraya kadar üstünde durduğum senaryo ve diyalog yazımı konusunda film neredeyse eksiksiz bir iş çıkarırken maalesef çekim planları konusunda bazı eksilere sahip. Diyaloglar bizi her ne kadar diken üstünde tutuyor ve o odanın içindeymişiz gibi hissettiriyor olsa bile sürekli yakından alınan çekimler, kısa süreli tutulan planlar, kameranın neredeyse hareketsiz kalışı izleyiciyi filmden koparmaya yeten detaylar. Tek mekânda geçen bir olayı çekmek için bu kadar sıklıkla kesilen planlar kullanmak bana göre bir eksi ve filmin bir başyapıt seviyesinde olamamasının büyük bir sebebi. Bir diğer eksi olarak gördüğüm şey ise, bazı bölümler bir Alman’ı değil de Alman taklidi yapan bir Amerikan’ı izliyormuş havası veren diyaloglar. Sapına kadar Alman olması gereken ve bu kültürü her şeyin üstünde tutan 15 kişilik bir heyetin ağzından bazen fazlasıyla Amerikan diyaloglar duymak rahatsız edici olabiliyor. Bunların dışında yönetmenin bazı yerlerde devamlılık kaçırması da göze batan hatalar arasında ama yukarıda bahsettiğim eksiler arasında minimal kalıyor.

İyi yanıyla kötü yanıyla ortalamanın üstüne çıkabilmiş bir film. Daha iyi olabilecek bir potansiyele sahipken potansiyelini gerçekleştirememiş olması bakımından beni üzse de sinemaya ve döneme biraz ilgisi olan herkesin izlemesini tavsiye edeceğim bir film. Şimdiden iyi seyirler!

Bunu paylaşın:
5

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir