Çin – İnsan Hakları mı? Devlet Çıkarları mı?

  • Temmuz 13, 2023
  • 6 min read

Asude Ballıdağ – 13 Temmuz 2023 Perşembe

Temmuz 1999’da Yao Li, iki kadın meslektaşıyla öğle yemeği yerken, veznedar olarak çalıştığı İnşaat Bankasının Daqing şubesinde silahlı bir soygun meydana geldi. Alarm düğmesine bastı ama alarm çalışmıyordu. Kasanın anahtarını arıyormuş gibi yaparak polisi aramaya çalıştı ama telefon da bozuktu. Soyguncular, Yao’nun kasasından 13.568,46 yuan ve diğer kasalardan 30.190 yuan aldı. Soyguncular Yao’dan kasayı açmasını istediğinde, Yao onlara içinde hiç para olmadığını söyleyerek yalan söyledi. Aslında kasada 250.000 yuan vardı. Soyguncular ona inandı ve kaçtı. Yao, soygunu hemen polise bildirdi. Ertesi sabah kasadan aldığı parayı kendi birikimlerinden geri ödedi.

Ancak banka ne alarm sisteminin ne de polise giden telefon hattının çalışır durumda olduğunu kanıtlayamamasına rağmen, devlet çıkarlarını korumak adına yeterince çaba göstermediği gerekçesiyle onu görevinden aldı ve parti üyeliğini iptal etti. Yao’nunkendi hayatı pahasına bile olsa ayağa kalkıp soyguncularla savaşması gerektiği ima edildi. Yao, idari tazminat için başvurdu. Daha sonra iş tahkimine başvurdu ve davayı kazandı. Bankanın kararını geri çekmesi istendi.

Banka aynı fikirde değildi ve davayı mahkemeye taşıdı, ancak mahkeme tahkim komisyonunun kararını destekledi. Ocak 2000’de banka hem tahkime hem de davaya karşı çıktı ve Yao’nun bir korkak olduğu ve “soygun gerçekleştiğinde bankadaki alarm sisteminde herhangi bir arıza olmadığı” konusunda ısrar ederek kararını geri çekmeyi reddetti. (1)

Bu olay, bireysel haklar ile kamu veya devlet refahı arasındaki çatışmanın sadece bir tanesi.

Çin uzun zamandır vatandaşların kendi haklarından ve hatta bazı durumlarda, bireysel ve devlet çıkarları arasında bir çatışma ortaya çıktığında hayatlarından bile vazgeçmeleri gerektiğini varsayıyor. Hakların görevlerden ayrı olarak var olamayacağına inanıldığından, vatandaşların hakları her zaman devlete karşı olan sorumluluklarıyla iç içe geçmekte.

Çin’in tarihi, devlet kontrolü ile bireysel özgürlükler arasındaki karmaşık bir ilişkilerle dolu. Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi, gücü merkezileştirdi ve sosyalist ideolojinin peşinde temel insan haklarını kısıtlayan politikalar uyguladı. Bununla birlikte, 1980’lerden bu yana Çin, devlet kontrolünün kademeli olarak gevşemesine ve büyüyen bir orta sınıfa neden olan önemli ekonomik ve sosyal dönüşümler geçirdi.

Bu nedenle Çin, sosyal istikrar ve ekonomik kalkınmanın korunmasının çok önemli olduğuna inanmakta. Bu bakış açısı, merkezi bir otoriteyi korumanın kaos ve istikrarsızlığı önlemek için hayati önem taşıdığı inancından kaynaklanıyor. Bu inançtan yola çıkarak Çin’de alan fark etmeksizin uygulanan politikalar üç konu etrafında dönmekte: kalkınma, istikrar, parti meşruiyeti.

Kalkınma, Çin’in hızlı ekonomik büyümesi ve yoksulluğun azaltılması, sürekli ilerlemeyi sağlamak için istikrarı korumaya odaklanarak, medeni ve siyasi özgürlükler üzerindeki belirli kısıtlamaları haklı çıkarmak için kullanıldı.

Bireysel hakların, devletin toplumsal düzeni sağlama ve kamu çıkarlarını koruma yükümlülüğü karşısında ikinci planda tutulması, kaçınılmaz olarak, toplumsal düzeni ve devlet çıkarlarını koruma adına kolluk kuvvetleri tarafından yasal prosedürlerin hiçe sayıldığı ve bireysel hakların ihlal edildiği bir duruma yol açve açmaya devam ediyor.

Uluslararası haberlere baktığımızda Çin sürekli kendi egemenlik ve içişlerine karışılmamasına dair pek çok vurgu yaptığını gözlemlemekteyiz. Bu vurguların nedenlerinden bir tanesi de yurt dışında gelen eleştirilerin güçlü ve zayıf olmasına bakılmaksızın ülke içinde muhalif seslerin yükselmesine sebep olmamasıve halkın günün sonunda partinin en iyi yolu seçtiğini inanmasına sağlamak ve güçlü bir parti-hükümeti hissini vermesi.

Hükümete göre, ülkenin çıkarlarını korumak ve olası tehditleri önlemek için konuşma, basın, toplanma ve din özgürlüğü gibi sivil özgürlükler üzerinde sıkı kontrol gerekli.

Siyasi muhalefetin bastırılması Çin’deki bir başka tartışmalı konu. Devlet otoritesine meydan okuyan insan hakları savunucuları, aktivistler ve avukatlar sıklıkla hapis, taciz ve gözdağıyla karşı karşıya kalmaktadır. Hong Kong’un demokrasi yanlısı hareketine yönelik baskı ve Ulusal Güvenlik Yasası’nın uygulanması, şehrin özerkliğinin aşınması ve vatandaşlarının haklarının kısıtlanması konusunda endişeleri artırmaktadır.

Çin hükümeti, insan haklarına yaklaşımının ülkenin benzersiz kültürel, tarihi ve gelişimsel bağlamı tarafından şekillendirildiğini iddia etmektedir.Hükümet, Batıdaki insan hakları kavramınınevrensel olarak uygulanabilir olamayacağını ve Çin’in özel koşullarına uyacak şekilde uyarlanması gerektiğini savunmaktadır. Öte yandan eleştirmenler, insan haklarının evrensel ve bölünmez olduğunu ileri sürerek, kültürel veya tarihsel hususlar ne olursa olsun asla taviz verilmemesi gerektiğini öne sürmektedir.

Çin’de insan hakları ile devlet hakları arasındaki gerilim, hem ülke hem de uluslararası toplum için çeşitli ikilemleri yaratmaktadır. Çin hükümeti, sosyal istikrarın ve ulusal birliğin sürdürülmesinin ülkenin kalkınması ve refahı için çok önemli olduğunu savunurken Batı standartlarında tanımlandığı şekliyle insan haklarına öncelik vermenin bu hedefleri baltalayabileceğini iddia etmektedir.

İnsan haklarına saygı, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal uyum için gereklidir. Bireysel özgürlüklerin korunması; yenilikçiliği, yaratıcılığı ve hukukun üstünlüğünü teşvik edecek ve daha güçlü bir sivil toplum, daha sağlıklı bir ekonomi sağlayacaktır. Ek olarak insan haklarını korumak, ulusal sınırları aşan, evrensel olarak tanınan ahlaki bir zorunluluktur.

Uluslararası toplum için, Çin’de insan haklarının ele alınması hassas bir kavramdır. Birçok ülke ve kuruluşülkedeki insan hakları koşullarının iyileştirilmesini savunurken, ülkedeki karar alıcıların dikkate aldığıbirtakım stratejik, ekonomik ve jeopolitik çıkarlar mevcuttur. Kısacası yapıcı bir diyaloğa girmek, diplomatik baskı uygulamak ve sivil toplum kuruluşlarını desteklemek bu konudaki olumlu değişimi tetiklemenin yollarından biri olabilir.

Çin’de insan hakları ve devlet hakları arasındaki gerilim, hem yerel hem de uluslararası paydaşların dikkatli katılımını gerektiren bir sorundur. Bireysel özgürlüklerin korunması ile sosyal istikrar ve ulusal birliği dengelemek karmaşık bir görevdir. Ayrıca Çin’in uzun vadeli gelişimi ve küresel itibarı için de çok önemlidir. Uluslararası toplum; diyaloğu teşvik ederek, insan hakları savunucularını destekleyerek,egemenliğine ve benzersiz tarihsel bağlamına saygı duyarak Çin’deki insan haklarının ilerlemesinde önemli bir rol oynayabilir.

(1Zhu Tong and Qi Shuxin, ‘Ta shi gouxiong ma?’ (Is she a dog-bear [coward]?), Zhongguo qingnian bao, 20 March 2000, p. 3.

Bunu paylaşın:
5

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir