“Barbie” ve Kadın Olmak

  • Temmuz 25, 2023
  • 7 min read

Asude Ballıdağ

Spoiler içerir!

Barbie oyuncaklarının pek çok kadının hayatında özel bir yeri vardır. Barbie, kendine ait karakteri ve bir mesleği olan ilk bebekti. Diğer bebekler gibi anne değildi. Başkalarına bakmak zorunda değildi. Kendi hayatı vardı ve bu yüzden çok sevildi.

Barbie filmine fragmanı izlemeden bilet alıp gittim. İçeriğinin ne olacağına dair hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim şey çocukluk kahramanlarımdan birinin filminin çekildiğiydi.

Bir gün Barbie uyanır ve aksaklıklar yaşamaya başlar. Saçı, kıyafeti dağınıktır. Kahvaltısı yanmıştır. Topukları yere basıyordur ve selüloitleri vardır. Kendisiyle oynayan kızı bulup bu “kusurlardan” kurtulmak için gerçek dünyaya doğru yola çıkar. Gerçek dünyaya geçen Barbie ve Ken hiç ummadıkları bir dünya ile tanışırlar.

Barbie’de, karakterin öğrenmesi gereken zor bir ders vardır: Gerçek dünyada kadın olmak zordur, çok zordur ve ne kadar uğraşsan da aşamayacağın camdan duvarlar vardır.

Barbie bakışlardan rahatsız olur. Tacize uğrar. Bu duyguyu doğru düzgün tarif bile edemez çünkü Barbieland’te böyle bir şey hiç yaşamamıştır. Çünkü orada dünyayı Barbieler yönetir. Matriarşi vardır. Ken ise gerçek dünyayı çok sever. Çünkü artık “pembe” yoktur. Dünyayı “erkekler” ve “atlar” yönetir. Kendisine saygı duyulduğunu düşünür. Her yerde erkekleri yüksek pozisyonlarda görmek Ken’e güç verir, hayatın böyle daha güzel olduğuna karar verir ve Barbieland’e patriyarkiyi götürmek için geri döner.

Barbileland’e patriyarki getirir, yönetime el koyar. Her tarafta atlar ve biralar vardır. Daha önce böyle bir fikirle karşılaşmayan aksine dünyayı kadınlar için daha iyi bir hale getirdiğine inanan Barbieler için bu şok edici bir durum olur.

Patriyarki ile beyni yıkanan kadınlarla konuşup kendi kişiliklerini tek tek geri almalarını saplayan Barbie, arkadaşlarıyla birlikte Barbieland’i Kenlerin elinden geri alır.

Barbie aslında kendisiyle çelişen film. Patriyarkinin ne kadar kötü olduğunu gösterirken matriarşinin de o kadar iyi olmadığını gösteriyor.

Ama aralarında kesin bir fark var.

Barbielerin dünyasında Kenler haksızlığa uğramıyordu. Sahilde, yolda istedikleri gibi hareket edebiliyorlardı. Barbieland’te Barbielerin ‘en büyük suçu’ Kenleri görmezden gelmekti. Kenlerle ilgilenmiyorlardı. Ama Ken patriyarki getirdiğinde bütün Barbieler yerlerinden oldu, Kenlere hizmet edilmek zorunda bırakıldılar ve ‘ilgi’ göstermeleri beklendi.

Barbie, Ken’den nefret etmiyordu, sadece ondan romantik anlamda hoşlanmıyordu.

Ken, başka bir yere gidip Kendom’u kurabilirdi. Bunun yerine Barbieland’i yıkmayı seçti. Tek nedeni ise hoşlandığı kadının onunla ilgilenmemesiydi.

Barbie, Ken’in tatlı bir erkekten dünyasını yıkmaya çalışan ve bundan dolayı suçlu hissetmeyen bir erkek olmasını izledi. Her şey çözüldükten sonra ‘hâlâ gerçekten’ Barbie’yi sevdiğine ve beraber olacaklarına inandı. Ken’in bütün yanlışlarına rağmen Barbie, sırf hislerine cevap veremediği için kendini sorumlu hissetti ve özür diledi. Ken yaptığı onca şeye rağmen kendisini sorumlu hissetmediği gibi özür de dilemedi.

İzlerken gülebilirsiniz ki ben de çok güldüm ama çok da komik bir film olduğunu düşünmüyorum. Güldüğümüz şeyler aslında komik değildi sadece bir türlü kurtulamadığımız durumlara gülüyorduk. Kadınlar için gitgide rahatsızlaşan bir film oldu çünkü gerçek hayat ile olan paralelliği gitgide yükselmeye başladı.

İzleyen kadınların çoğu için film, ana akıma kabul edilen feminist bir haykırış ve hiper-kadınlığın bir kutlaması gibi geliyor.

Kendi anlamımızı ortaya çıkarmanın bize bağlı olduğu klişe bir varoluşçuluğu anlatan filmi tabii ki de kapitalizmin başka bir oyunu olarak görebilirsiniz (ki bence de öyle) ama “aşırı” feminen olmanın artık utanılacak bir şey olmadığının ana akım medyada yer bulması aslında pek çok kadının hayatlarında bir tık da olsa daha rahat nefes almalarını sağlıyor çünkü konfor alanları genişliyor.

Bazı Barbie eleştirilerine baktığımda Barbie’nin ne kadar da ‘kadınsı’ olduğunu ve ‘anti-erkek’liğin reklamını yapmakla suçlandığını gördüm.

Erkeklerin, Barbie filmine “erkek düşmanı” olmasıyla öfkelenip Ken’i, Barbie’nin sadece bir aksesuarı, kendi kişiliği olmadan tasvir etmesi bu filmden kaynaklanabilecek en ironik şey. Çünkü belirli bir cinsiyetin kişiliğinden yoksun olması gerektiği fikri, kadın düşmanı kökenlerden geliyor.

Erkekler Barbie filmine kötü insanlar oldukları için öfkelenmiyorlar. Öfkeliler çünkü bu film kendi kadın düşmanı klişelerini onlara bir bumerang gibi geri döndürüyor ve bunun ‘erkek düşmanı’ olmasına inanacak kadar da aptallar.

Bu ‘nefrete karşı nefretle savaşmak’ değil, kendi nefretinizi ilk defa deneyimlemektir.

Son olarak filmden iki tane replik yazarak yazıyı bitirmek istiyorum:

“Biz anneler olduğumuz yerde dururuz, böylece kızlarımız arkalarına baktıklarında ne kadar ilerlediklerini görebilirler.”

“Çok güzel ve çok zekisin ve yeterince iyi olmadığını düşünmen beni öldürüyor.

Her zaman olağanüstü olmalıyız ama bir şekilde bunu hep yanlış yapıyoruz.

Zayıf olmalıyız ama çok zayıf olmamalıyız ve asla zayıf olmak istediğimizi söyleyemeyiz, onun yerine sağlıklı olmak istediğimizi söylemeliyiz ama zayıf olmalıyız.

Paran olmalı ama para isteyemezsin. Çünkü bu çok kaba bulunur.

Patron olmalısın ama kaba olamazsın.

Liderlik yapmalısın ama diğer insanların fikirlerini ezemezsin.

Anne olmayı sevmelisin ama sürekli çocuklarından bahsetmemelisin.

Bir kariyer kadını olmalısın ama aynı zamanda insanlar için fedakârlık yapmayı bilmelisin.

Erkeklerin kötü davranışlarına karşılık verebilmelisin ama bunu belirtirsen şikâyet etmekle suçlanırsın.

Erkekler için güzel olman gerekir ama onları çok fazla cezbedecek veya diğer kadınları tehdit edecek kadar güzel olmamalısın. Çünkü kız kardeşliğin bir parçası olman gerekiyor ama her zaman da öne çıkmalısın.

Ve her zaman minnettar olmalısın ama sistemin hileli olduğunu asla unutmamalısın, bu yüzden hem bunu kabul etmenin ve hem de her zaman minnettar olmanın bir yolunu bulmalısın.

Asla yaşlanmamalısın, asla kaba olmamalısın, asla gösteriş yapmamalısın, asla bencil olmamalısın, asla düşmemelisin, asla başarısız olmamalısın, asla korku göstermemelisin, asla çizgiyi aşmamalısın. Çok zor, çok çelişkili ve kimse sana bunun için madalya verip teşekkür etmiyor.

Ve aslında sadece her şeyi yanlış yaptığınız değil, aynı zamanda her şeyin sizin hatanız olduğu ortaya çıktı.

İnsanların bizi sevmesi için kendimi ve her bir kadının kendini paralamasını izlemekten çok yoruldum.

Bunların hepsi sadece bir kadını temsil eden bir oyuncak bebek için de geçerliyse, o zaman ne yapacağımı bilmiyorum bile.”

Bunu paylaşın:
4

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir